Zihin mükemmel bir şifa kaynağıdır.

Hipokrat

Kitaplar

  • Pozitif Zihin Pozitif Başarı
    Pozitif Zihin Pozitif Başarı

    Hayatta Başarı için Farketmeniz Gereken 50 Sır

    Detaylı bilgi...

  • Pozitif İletişim
    Pozitif İletişim

    İletişim Yeteneğini Keşfet

    Detaylı bilgi...

  • Kaliteli İnsan
    Kaliteli İnsan

    Kendinize yeni bir hayat inşa etmek için hazır ve yeterli misiniz?

    Detaylı bilgi...

Bir Türlü "Gelişmiş" Olamadan "Büyük Devlet" Olma Özlemi
(0 oy, 5 üzerinden ortalama 0)
Osmanlı döneminde zengin ve doğal olarak da gerçekçi bir Yahudi, sandalla Boğaz'ın bir kıyısından öteki yakasına geçmek zorunda kalmış... Bir Türlü "Gelişmiş" Olamadan "Büyük Devlet" Olma Özlemi

Yazan: Çetin Altan

Osmanlı döneminde zengin ve doğal olarak da gerçekçi bir Yahudi, sandalla Boğaz'ın bir kıyısından öteki yakasına geçmek zorunda kalmış.

İstanbul'da deniz yolculuğu sadece sandallarla yapılabilmekte.

Zengin Yahudi de, bir sandala binmiş ve sandalcı başlamış asılmaya küreklere.

***

Derken bir lodos fırtınası patlamış ve Boğaz'ın suları köpüklene köpüklene kabarıvermiş.

Sandalcı, dalgalarla bir yukarı kalkıp bir inen sandalda ayağa kalkmış, küreklere asılırken:

- Allah büyük, diyormuş.

Oturduğu yerde kaygılı bir yüzle, iyice büzülmüş olan Yahudi de, kendi kendine mırıldanıyormuş:

- Allah büyük, ama sandal küçük...

***

Ankara'da politik liderler, ramazan topu gibi kuru sıkı yine gümbür demeye başladılar:

- Türkiye büyük devlet, Kerkük sorununa salt seyirci olarak kalamayız.

- Derhal harekete geçmek gerek, bekliyoruz.

- Sınır ötesi operasyonlarda gecikildi bile vs...

"Bekâra karı boşamak kolaydır" derler; politik liderler de, askeri operasyonlara bizzat katılmayacakları için, kolayından patlatıyorlar nutukları.

Aferin onlara!

***

ABD'nin baskısıyla çok partili döneme geçildikten sonraki ilk seçim kampanyalarında CHP sözcüleri, propaganda teması olarak İsmet Paşa'nın 2. Dünya Savaşı'na girmemesini ön plana çıkarıyorlardı.

DP sözcüleri de onlara şu yanıtı veriyordu:

- Savaşa girmeyerek Türk milletinin erkekliğini iğdiş ettiler.

Öldükçe erkekleşmek de, sadece bize mahsus galiba.

***

2. Dünya Savaşı'nın bitimindeki Potsdam toplantılarında Türkiye hakkında neler konuşulup, ne kararlar alındığını merak etmiş ve o zamanki ABD Başkanı Truman'ın anılarını da inceleyerek değerlendirmiş kaç politikacımız vardır, bilemiyorum.

***

Ancak İsmet Paşa'nın, neden dış politikada Washington'a dümen kırmak zorunda kaldığını anlamadan; ne çok partili döneme nasıl geçildiğini anlamaya olanak vardır, ne de İstanbul trafiğinin neden kör bir düğüme dönüşmüş olduğunu.

Çünkü Washington'un, yeni bir ağabey devlet olarak, Ankara'ya empoze ettiği 2 koşul vardı:

1- Çok partili düzene geçin. 2- Karayolları seferberliği başlatın.

***

Türkiye politikacıları, içerideki nutuklarda "büyük devlet" olma naraları atarlar; dışarıda ise "gelişmemiş"liğin, "gelişmiş"lerden her zamanki ricalarını sıralarlar; borç ve silah alımı...

***

"Gelişmiş"ler de, Soğuk Savaş yıllarında; bir türlü "gelişmiş" olamayan bizim "büyük devlet"e, her türlü bataklığa asker gönderebilecek bir insan deposu olarak bakar ve sık sık davet ettikleri militerlerimize övgüler yağdırırlardı.

NATO'ya neden çarçabuk girildi de, AB üyeliği en az 20 yıl beklemek zorunda?

***

Yine işte, Ankara'dan kulaklarımıza savaş tamtamları çalınıyormuş gibi gelmede.

Geçtiğimiz pazar günü Tercüman gazetesinin manşeti şöyleydi:

"240 bin asker emir bekliyor - Mehmetçik, 'sınır ötesi'ne hazır... Komandolar, zırhlı araçlar Hakkâri-Şırnak hattında teyakkuzda. Gözler ve namlular Kuzey Irak'a çevrildi"

***

Geçtiğimiz aynı pazar, Star gazetesinin pazar ekinde de Salih Mercan'ın "Tarihin arka bahçesi"nden derlemiş bir incelemesi vardı: "Enver Paşa'nın Almanya'yla at pazarlığı."

Salih Mercan; araştırmacı Ulrich Trumpener'in, Alman diplomatik arşivlerindeki gizli belgeleri inceleyerek, 1968'de Princeton Üniversitesi yayınları arasından çıkmış olan kitabı "Germany and the Ottoman Empire 1914-1918 - Almanya ve Osmanlı İmparatorluğu"ndan çarpıcı alıntılar yapıyordu.

Ne Çanakkale'de, ne Sarıkamış'ta, ne Galiçya'da, ne Yemen'de ölenler biliyorlardı, ne tür bir pazarlığa kurban gittiklerini.

***

İsmet Paşa'nın, I. İnönü muharebeleri sırasında Ankara'ya çektiği 2 telgraf vardır; biri "Kaçıyoruz-İsmet", öteki "Yendik-İsmet" kabilinden.

***

1950'den sonra İsmet Paşa'nın muhalefete düştüğü yıllarda; Ulus gazetesinin genç bir yazarı ve İsmet Paşa'nın Topçu Mektebi'ndeyken Müdürü Hasan Paşa'nın da torunu olma cesaretiyle, kendisine Meclis'teki CHP grup odasında, o 2 telgrafın ne anlama geldiğini sormuştum.

İsmet Paşa, özel konuşmalarında yalana sığınmazdı. Bana şöyle demişti:

- Bir muharebede galip-mağlup yoktur. Kim daha geç kaçarsa, ona galip denir.

***

Savaş tamtamlarına katılmayan tek politik lider olarak, sadece Mehmet Ağar görünüyor. Herhalde biliyor savaşa girmek ne kadar kolaysa, çıkmanın da o kadar zor olduğunu...

Keşke Ankara'nın öteki yiğitleri de bilebilseydi bunu.

***

Ne yapmalı ki Allah büyükse de, bazı beyinler küçücük...

Kaynak: Milliyet Gazetesi

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Ekleyin
Yorum ekleyebilmek için oturum açmalısınız. Henüz bir hesabınız yoksa lütfen kaydolun.

busy