Ağacın kurdu, kendi gövdesinden çıkar.

Anadolu Bilgeliği

Kitaplar

  • Pozitif Zihin Pozitif Başarı
    Pozitif Zihin Pozitif Başarı

    Hayatta Başarı için Farketmeniz Gereken 50 Sır

    Detaylı bilgi...

  • Pozitif İletişim
    Pozitif İletişim

    İletişim Yeteneğini Keşfet

    Detaylı bilgi...

  • Kaliteli İnsan
    Kaliteli İnsan

    Kendinize yeni bir hayat inşa etmek için hazır ve yeterli misiniz?

    Detaylı bilgi...

Perşembe'nin Geleceği Çarşambadan Belliydi
(0 oy, 5 üzerinden ortalama 0)
Birileri tarafından yıllardan beri iğne ile kuyu kazar gibi bir yere doğru götürüldük. Ve artık bunun meyvelerini hep birlikte topluyoruz... Yazan: Süheyl Batum

Türkçe’de "bal tutan parmağını yalar" ya da "her koyun kendi bacağından asılır" gibi bugünkü durumumuzu çok iyi yansıtan sözler olduğu gibi, yine bugünkü duruma çok iyi uyan başka sözler de var. Örneğin "perşembenin gelişi çarşambadan bellidir", bunlardan biri. Bir dönemdir içinde bulunduğumuz duruma tam uyuyor.

Amerika'da yerleşik Türklerden ya da bazı "bugüne kadar Türkiye'yi her platformda desteklemiş bazı Amerikalı dostlardan" duyduğumuz kadarıyla, "ABD ile Türkiye'nin arası bugüne kadar olduğundan çok daha fazla bozukmuş. Bugüne kadar Türkleri çok sevdiği bilinen bazı politikacılar dahi şu anda çok üzgünmüş". Üstelik bugüne kadar Türkiye'yi belli siyasal konularda desteklemiş olan (ve çok güçlü olduğu tartışmasız) Musevi lobisi de çok rahatsızmış. Ve söylenen doğru ise,"Ermeni soykırım tasarısının" Kongre'den geçmesini bugüne kadar engelleyen en önemli unsurlardan biri olan bu güçlü lobi, bugün için, kendilerine yakın milletvekillerini, böyle bir tasarı yeniden geldiğinde, istedikleri gibi oy kullanmaları yönünde serbest bırakmış. Şimdi bu söylenenler doğru mu bilmiyorum? Gerçekten de "ilişkiler kötü mü"? Ya da kötü ise, "bunda tek başına Türkiye mi haksız?"

Nitekim, "ilişkilerin bozulmasının" şu andaki nedenleri arasında en çok "Kurtlar Vadisi - Irak" filmi ve "Hamas liderinin ani ziyareti" gösteriliyormuş. Bunlar tabii ki tartışılabilecek konular. Üstelik bizim de bunlara karşı ileri sürebileceğimiz "haklı gerekçeler" de olabilir. Örneğin "Bush yönetiminin, (kendileri de kabul ediyorlar) tüm Amerikalıları etkileyen ve inanılmaz yöntemlerle (bazıları yavaş yavaş açığa çıkan) desteklenen bir baskı düzeni kurmuş olduğunu" ileri sürebiliriz. Ya da "Amerikalıların da yıllarca bu tür kahramanlar yaratan filmler yaptığını ve bazı yaralarını bunlarla sarmaya çalıştıklarını" söyleyebiliriz. Ya da yine "bu filmde tüm Amerikalılar kötü gösteriliyorsa, bunun kabul edilebilir bir şey olmadığını, ama bunun acısını en iyi bizim yaşadığımızı" söyleyebiliriz. Hatta "Amerikalı ünlü yönetmen Alan Parker'ın yaptığı (ve yargıcından sokaktaki adama herkesin korkunç gösterildiği) ırkçı Midnight Express filmi yıllar boyunca, dost ve müttefik Amerika'nın tüm kentlerinde, tüm televizyon kanallarında gösterilirken benzeri duyguları bizim de yaşadığımızı" ifade edebiliriz. Ve bir sürü şey daha söyleyebiliriz.

Ama maalesef, olayın bir başka boyutu daha var. Uzun bir zamandan beri bunu bekliyorduk. Son 10 yıldan beri, "dolu dizgin" bir hedefe doğru gidiyorduk.Yani birileri tarafından yıllardan beri iğne ile kuyu kazar gibi bir yere doğru götürüldük. Ve artık bunun meyvelerini hep birlikte topluyoruz.

1) En azından son 10 yıldan beri, diğer İslam ülkeleri ile aynı siyasal gündemi paylaşan bir ülke haline getirildik. Tüm tartışmalarımız, tüm siyasal gündemimiz aynı konulara takıldı kaldı. Hep aynı konuları tartıştık; "türban, imam hatip, dine uygun davranma, oruç nasıl bozulmalıdır, yılbaşı dine aykırı mıdır, değil midir, İnsan Hakları Mahkemesi ve Danıştay karar vermeden önce Diyanet'e mi danışmalıdır". AB'yi bile değişik biçimde tartıştık, "AB ye giren ilk İslam ülkesi biz olacağız" diye. Ve amaç da hep aynıydı. Her konunun, hukukun, yaşamın, her şeyin "dine endekslenmesi". İğne ile kuyu kazar gibi çalışıldı ve buraya geldik. Daha doğrusu birileri getirdi. Sonunda "dış politikamızı" da dinsel bakış açımızla yönlendirmeye başlayınca, bizler şaşırdık. Oysa buraya geleceğimiz "çarşambadan" belliydi.

2) Yine bir süreden beri, değişik yollarla "bürokratları" devre dışı bırakmaya başlamıştık. Öyle bir duruma geldik ki, dışişleri bakanlarının dışişleri bürokratlarını devre dışı bırakıp parti genel merkezlerinde karar üretmesi olağan hale geldi. Hatta belli ağızlardan, dışişleri bakanlarının "kendi bürokratlarına, kendi bakanlık mensuplarına hiç güvenmediği" sözleri yayıldı. Hatta AB'ye adaylık kararının alındığı gün bir fotoğraf düştü gündeme; "İtalya, İngiltere başbakanlarıyla TC Başbakanı ve Dışişleri Bakanı'nın bir arada bulunduğu ve onların üzerinden koltuktan uzanmış bir danışmanın göründüğü" bir fotoğraf. Hiç kimse tartışmadı bu görüntüyü. "Neden İngiliz, Alman, Fransız dışişleri böyle bir görüntü vermiyor, onlar mı bilmiyor bu işleri, yoksa bizde mi bir eksiklik var?" diye sormadı. Sonra geldik "Hamas liderini parti merkezinde ağırlayan dış politikaya". Ve şimdi hepimiz şaşırdık. Oysa bırakın doğrusunu, yanlışını şimdilik, işlerin buraya geleceği ta çarşambadan belliydi.

Kaynak: Vatan Gazetesi

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Ekleyin
Yorum ekleyebilmek için oturum açmalısınız. Henüz bir hesabınız yoksa lütfen kaydolun.

busy