| Başarının Anahtarı - 1 |
|
Hürriyet İK, http://kurumsal.yenibiris.com, Ocak 2005
Bizler, yaklaşık beş milyar yıllık geçmişi olan bu dünyada, bir dönemlik yaşam bileti elde etmiş şanslı insanlardanız. Bu nedenle, yaşam yolculuğumuzda sadece izleri takip etmemiz yetmez. Bu gezegene, kendi izimizi de bırakmalıyız. Ancak bunu, diğer insanların izlerini takip ederek başaramayız. İz bırakmak için, daha önce gidilmemiş yerlere gitmeye, keşfedilmemiş şeyleri keşfetmeye gönüllü olmalıyız. "Sürüden ayrılanı kurt kapar" sözünün aksine, sürüden ayrılmaya istekli olmalıyız. Tıpkı; "Ormanda yol ikiye ayrıldı. Ben kullanılmamış olanını seçtim. Buydu bütün farkı yaratan" diyen Robert Frost'un dizelerinde olduğu gibi. Bizler Luciana Pavarotti'yi dünyanın en ünlü tenoru olarak biliyoruz. Ancak o, rahatlık bölgesini terk edip cesur adımlar atmasaydı, bugün adını kimsenin bilmediği sıradan bir insan olarak kalacaktı. Pavarotti, 22 yaşında öğretmenliği bıraktı. Ses yeteneğini geliştirebilmek için, para ve zamana ihtiyaç duyuyordu. Bu nedenle sigortacılığa başladı. Bu dönemde, çevresinin sözlerine aldırış bile etmedi. Çünkü, tek düşündüğü şey hedefine ulaşabilmekti. Harika bir öğretmenle ses çalışması yapmanın, hayatında dönüm noktası olacağını biliyordu. Bunun için; yılmadan, pes etmeden çalıştı. Eski günler hatırlatıldığında, İtalyan tenor şöyle diyor; "Hayatta güvenli yolu seçmek bir yanlışlıktır. Öğretmenliği bırakmasaydım, asla bugün burada olamazdım." Ancak, toplumumuzda izleri takip etmeyen insanlara "deli" derler. Bana göre delilik; yaratıcı olmak, kişisel potansiyelini keşfedip hayallerinin peşine düşmek, amaçları ve hayalleri uğruna gerektiğinde sürüden ayrılabilmek, yüreğinin sesine kulak vermek demektir. Bunları yapabilmek içinse; özgüven, cesaret, özgür irade, kararlılık vb. yüksek içsel değerlere sahip olmak gerekir. Tıpkı, Kristof Kolomb'da olduğu gibi: Kristof Kolomb'dan önceki kaşifler, kıyıdan uzaklaşmazlardı. Çünkü, bilinmeyen sularda kendilerini asla güvende hissetmezlerdi. Kolomb, kendinden önce hiç kimsenin denemeye cesaret edemediği bir şeyi yaptı. Emniyetli kıyı şeridinden ilerlemek yerine; sahil hattına dik bir açıyla, okyanusun haritası çıkarılmamış bilinmeyen sularına korkusuzca yelken açtı. Sonunda da, ödülünü aldı. Atlas okyanusunu aşıp, yeni dünyaya ulaşan ilk insan oldu. Çevreme baktığımda, birçok insanın cam fanus içinde yaşadığını görüyorum. Evet, cam fanus güvenlidir; mikrop yoktur, fırtına yoktur, dalga yoktur. Ancak, bu tarz bir yaşam, bizi zayıflatır, güçsüz kılar. Uzun süre güvenli limanlarda demirlemiş insanların, tek başına kaldıklarında ya da emekli olduklarında yaşama uyum sağlamakta güçlük çekmelerinin nedeni budur. Oysa, acı ve zorluklar, insanları geliştirip olgunlaştırır. Tıpkı, "Vikingleri vikingler yapan, kuzey rüzgarlarıdır" sözünde olduğu gibi. Fransız yazar Andre Gide; "Kıyıyı gözden kaybetmeye cesaret edemeyen insan, okyanus keşfedemez" der. Başarmak, iz bırakmak, kendini gerçekleştirmek isteyen insan, hayalleri uğruna kuytu limanı terk edebilen insandır. Bunu kendi isteğiyle yapar. Çünkü, okyanusu keşfedebilmesi için, kıyıyı terk etmesi gerektiğinin bilincindedir. Örneğin Atatürk, eğer kuytu limanda kalmak isteseydi, Çanakkale Savaşı'nda etkin görev almak için gönüllü olmazdı. O zamanda, sürgün gittiği Suriye'de ya da vatanın bir başka ücra köşesinde unutulup giderdi. Çanakkale'de, bütün güçlüklerine ve risklerine rağmen kendi planlarını hazırlamayıp, elde hazır olan başkomutan Liman Von Sanders'in planını uygulasaydı, belki de tarihteki yerini alamazdı. Şimdi lütfen birkaç dakika düşünün: Çok sevdiğiniz ve yetenekli olduğunuz bir alandaki en büyük düşünüz nedir? Bu hayalinizi düşündüğünüzde, size inanılmaz bir coşku ve heyecan veriyor mu? Düşünüz, dünyada iz bırakmanızı sağlayacak kadar muhteşem mi? Sabahları sizi inanılmaz bir coşku ve heyecanla uyandırıyor mu? Hayaliniz, diğer insanların yaşamlarına da katkıda bulunacak mı? Cevabınız "evet" ise, yarından tezi yok, hemen harekete geçin. İşte izleyebileceğiniz adımlar:
Başarı yolculuğunda, iki anahtar husus çok önemlidir: Birincisi, yelken açtığımız suları; ikincisi, -ki bu daha önemlidir- kendimizi çok iyi tanımalıyız. Bunları yerine getirmeksizin çıkılacak bir yolculukta başarı, tesadüflere kalmıştır. Eğer sınırlarımızı terk etmez, sınırlı bir şekilde yaşarsak, sınırlı sonuçlar elde ederiz. Başarmak isteyen her insan, rahatlık bölgesini terk etme cesaretini gösterebilen insandır. Bir yandan inandığı yolda azimle ilerlerken, diğer yandan da çevresinin "deli" sözlerine sabır ve hoşgörü gösterebilmelidir. Yakından tanıdığım bir subay arkadaşım, henüz mesleğinin ilk yıllarında mesleğini bıraktığında, çoğu insan kendisine "deli" demişti. Şimdilerde başarı merdivenlerini tırmandıkça, aynı insanlar "meğer ne kadar akıllıymış" diyorlar. Ben de geçmişte, korkusuzca hayallerine yelken açan insanlardanım. Emekli olmak istediğimde, Daire başkanımın "sen deli misin?" dercesine bakan şaşkın gözlerini bugün gibi hatırlıyorum. İyi ki o gün, hayallerime yelken açmışım. Yoksa bugün, bulunduğum yerde olamazdım. İz bırakmak, başarmak, kendini gerçekleştirmek, hatta kendini aşmak isteyen her insan; daha baştan, deli damgasını yemeye gönüllü olmalıdır. İçinizdeki tüm güzellikleri keşfetmeniz ve hayallerinize bir an önce yelken açmanız dileğimle... Yazan: Mustafa Çeşitcioğlu
Yer imi olarak ekle
E-posta ile gönder
Okunma: 424 Yorumlar (0)
![]() Yorum Ekleyin
Yorum ekleyebilmek için oturum açmalısınız. Henüz bir hesabınız yoksa lütfen kaydolun.
|








