| Sevgi Okuryazarlığı |
|
Hürriyet İK, http://www.yenibiris.com, 18 Şubat 2008
Yıllar önce, otobüsle İstanbul'dan Ankara'ya seyahat ediyordum. Yolculuk sırasında yanımda buzdolabı gibi soğuk, somurtkan bir beyefendi oturuyordu. Belli ki, bir devlet dairesinde çalışan bir bürokrattı. Çizgisiz koyu lacivert takımı ve renksiz aksesuarı, bütün resmiyetini apaçık ortaya koyuyordu. Gördüğüm manzara, sanki suya hasret kalmış kıraç toprakları andırıyordu. Önce, "Ankara'ya kadar bu adamı nasıl çekeceğim" diye düşündüğümü bugün bile gayet net hatırlıyorum. Ne bir merhabalaşma, ne de bir iletişim vardı. Çenenin konumu ve yüz ifadeleri, egosu hakkında o kadar çok şey söylüyordu ki... Daha sonra, bir an için yer değiştirme fikri aklıma geldiyse de, yerimde kalmaya karar verdim. Bununla da yetinmeyip, beyefendi ile iletişime geçmeyi planladım. Çünkü, biliyordum ki, o sertliğin altında sevgisizlik yatıyordu... O sertliğin altında, çocukken adam yerine konmama vardı... O sertliğin altında, değersizlik duygusu vardı... O sertliğin altında, dilediğin gibi ağlayamamak ve gülememek vardı... O sertliğin altında, çocukken en küçük ihtiyaçlarının tatmin edilememesi vardı... Ve daha birçok şey daha vardı tabii... Bir süre sonra, havadan sudan bir konu ile diyalog kurdum. İletişime geçtiğimde hiç de korkulacak bir insan olmadığını gördüm. Hatta özünde, harika bir insandı. Sohbetimiz ilerlediğinde, başlangıçtaki gözlemlerimi paylaştığımda şöyle dedi: "Doğru gözlemlemişsin. Benim yetiştiğim kültürde, ana babamız bizleri sevip kucaklayamazdı. Aynı zamanda, yaşam şartlarının zorluğundan dolayı, sevgi ve kucaklamaya vakitleri de olmazdı. Belki de, sevginin önemini bilmedikleri için ihmal ederlerdi. Yani, sevgi okuryazarlıkları yoktu. Bu nedenle bizler, sevgiden yoksun büyüdük. Sevgi su gibidir: Nasıl ki su çatlamış toprakları yumuşatır kaynaştırırsa, sevgi de insanı yumuşatır. Tam bir insan yapar. Maalesef bizler, kaybedilmiş kuşaklarız." Daha sonra, bir ilimizde Milli Eğitim Müdürü olduğunu söyledi. Müfettiş olduğu dönemlerde, okulları denetlerken sevgiye ne kadar önem verdiğini örneklerle anlattı. Benimle her şeyi, yürekten paylaştı. Sonuçta, birlikte güzel bir yolculuk yaptık. Sevgi havuzumuz dolu değilse, ne iş yaparsak yapalım işimiz çok zor. Sevgi havuzu dolu olmayan insan, boşluk oranına paralel olarak katıdır. Yürekleri de katıdır. Ve bu katılık, bir şekilde beden dillerine de olumsuz yansır. Bu yüzden, çoğu filozof katılığı ölümle özdeşleştirir. Çinli filozof Lao-Tzu, "Tao-te King" eserinde şöyle der: "Bir insan hayatta iken yumuşak ve şefkatlidir; öldüğü zaman sertleşir ve katılaşır. Bütün hayvanlar ve bitkiler, canlı iken hassas ve narindirler; öldükleri zaman solar ve kururlar. İşte bunun için derler ki: ‘Sertlik ve kuruluk ölümün, yumuşaklık ve narinlik ise hayatın parçalarıdır. Çok katı olan ağacın kırılmasının sebebi budur." Sevgiye doymamış insan katıdır. Bu katılıktan dolayı da kırılmaya mahkumdur. Bir anlamda katı insan, yaşayan ölüye benzer. Çünkü, onu yumuşatacak sudan yoksun kalmıştır. Ancak, sevgi pınarımızı doldurmak için asla geç değil. Yaşımız ne olursa olsun, bu ihtiyacımızı giderebilir, kişiliğimizi yumuşatabiliriz. Hatta, pozitif bir kişiliğe dönüşebiliriz. Bunun için kurban rolünden çıkıp, proaktif bir tutum sergilemeliyiz. Pozitif gelişim ve değişim yolculuğumuzu başlatmalıyız. Her şeyi başaracak gerekli potansiyele sahibiz. Yeter ki karar verelim. Aksi takdirde, ilk izlenimin çok önemli olduğu günümüz iş dünyasında, bazen çok ağır faturalar ödeyebiliriz. Bana göre; "Başarının anahtarı iletişim, iletişimin anahtarı ise sevgidir." Sevgi havuzunuzun hep dolu olması dileğimle... Yazan: Mustafa Çeşitcioğlu
Yer imi olarak ekle
E-posta ile gönder
Okunma: 125 Yorumlar (0)
![]() Yorum Ekleyin
Yorum ekleyebilmek için oturum açmalısınız. Henüz bir hesabınız yoksa lütfen kaydolun.
|








